Aylin'in Dünyası

7.3.2008

İsviçre'de Alplerle gölün buluştuğu şehir: Montrö(Montreux)

Montrö İsviçre'de Cenevre gölünün kuzeydoğu kıyısında yer alan yemyeşil bir şehir. Alplerle Gölün birlikteliği görülmeye değer.

Çiçeklerle bezeli göl kıyısı muhteşem manzaraları ve tertemiz havasıyla yürüyüş yapmak için çok güzel.

 

 

Cenevre'den Montröye trenle giderken inanılmaz üzüm  bağların arasından gidiyorsunuz. Özellikle Fransa sınırına yakın Lozan - Montrö arasında dizili bu bağlarda yetişen iri üzümlerin muhteşem tadını görünce Fransa'nın şaraplarının neden bu kadar meşhur olduğunu anlayabiliyorsunuz. Tren yolunun kenarındaki küçücük adacıklarda bile üzüm bağları var burada.

 

 

 

 

Yaşamının birbölümünü burada geçiren Freddie Mercury için bir  anıt dikilmiş. Dünyanın bir çok yerinden gelen sevenleri yılda bir kez burada toplanıp bu ünlü şarkıcıyı anıyorlar.

 

 

Montrönün simgesel yerlerinden birisi de Chillon kalesi. Ne yazık ki bu güzel kalenin iyi bir fotoğrafını çekemedim. Bu kalenin ve Alplerin güzelliğini yansıtan aşağıdaki  fotoğraf alıntıdır.

 

 

Akşam güneşinde Alplerin görüntüsü muhteşem

 

 

Burası da kaldığım otel, Montrönün en şirin otellerinden birisi, tarihi bir bina ve muhteşem binr manzara.

 

Bu oteldeki  odamın balkonundan çektiğim panoromik fotoğraf

 


Kategori: Gezilerim
Kim ne demiş? (3) Ya sizin yorumunuz?

19.2.2008

Ergenlik Dönemi Semineri Üzerine Notlar

Oğlumun küçüklük döneminde yaşadığım sıkıntıları aktardığımda, oğlu ergenlik döneminde olan bir büyüğüm "Daha bunlar ne ki oğlun bir büyüsün de gör, çocuklar büyüdükçe sorunları da büyüyor" demişti. 

O zamanlar çok da inanamamıştım bu söze,  biraz büyürse rahatlarım diye düşünüyordum... Zaman benim gözümde bu sözleri haklı çıkardı. Hele ki oğlumun ergenliğe adım attığı son zamanlarda eski günleri, o küçücük olduğu dönemleri öyle  aramaya başladım ki.. Artık ben de aynı şeyi söylüyorum genç annelere… " Çocuklar büyüdükçe, sorunları da büyüyor"

Elbet bu günleri de geçireceğiz. Önemli olan en doğru biçimde davranmayı öğrenmek ve bu şekilde davranmaya çalışmak bence. Çalışmak diyorum çünkü kitaplarda yazanları bire bir uygulamak gerçek yaşamda anne ve babalar için çok da mümkün olamıyor ne yazık ki. Sonuçta bizler de birer insanız, hatalarımız oluyor, sıkıntılarımız, dertlerimiz…Çocuklarımıza her zaman aynı sabrı ilgiyi gösteremiyoruz. Önemli olan bence doğruyu bulmak ve bu yönde çaba göstermek ..

İşte bu amaçla katıldığım bir seminere ilişkin aldığım notları ekliyorum buraya… Belki benim gibi çocuğuna nasıl davranacağını zaman zaman şaşıran annelere yardımcı olur…

Notlarımın sonunda bir de yazı bulacaksınız “Pulsuz Dilekçe” Merhum Prof. Dr. Atalay Yörükoğlunun bir yazısı bu, bence her anne ve baba bu yazıyı mutlaka okumalı hem de sık sık….

 

v     Ergenlik dönemi hızlı bir değişim dönemidir. Bu dönemde en çok alışılmadık tepkiler görülür. Çocuğun bedeni ruhu değişim içersindedir. Çocuk kendisindeki bu değişimleri çözemez, duyguları güçlenir, ani ruh hali değişimleri yaşar ve kendisini engellenmiş hissederek sürekli bir öfke duyar.  Bu öfkenin yansıtılacağı en uygun yer ailedir.

v     Orta ergenlik dönemi, ki genelde 15 yaş civarına rastlar, neredeyse çocuk ve aile için bir kabus yılıdır. Bu dönemde çocuğun kimliği oluşma aşamasındadır, kafası karışıktır ve sürekli olarak ben kimim sorusuna cevap aramaya çalışır. O zamana kadarki ailece de bilinen ve onaylanan  kimliği artık onun gözünde değerini yitirir. Çocuk mücadele etme peşindedir ve ailece kabul gören şeyler onun gözünde değersiz olmaya başlar. Örneğin ailesinin beğendiği bir gömleği giymek istemez, onların onaylamadığı kıyafetlere yönelir. Eğer  ailesinin onayladığı  kimliği kabul ederse kendini yenilmiş görür. Farklı lmaya çalışır ve bu nedenle kimlik arayışını  aile dışında yapar. Medya , tv, arkadaş çevresi, okul buralarda özdeşim kimliğini aramaya başlar. Kısa süreli denemeler yapar ve her şeyi denemek ister. Uçlarda gezinir. Katıldığı farklı ortamlarda hep kendinden bir şeyler arar. Sanki istediği elbiseyi bulmak için tüm elbiseleri giymeye, uyan uymayan yerlerini bulmaya , yakışıp yakışmadığını anlamaya çalışır. Bu dönemde tutarsızlık maksimum seviyededir. Ebeveyn ise bu hızlı değişimlere anlam veremez, çocuğunun maymun iştahlı olduğunu düşünür. Çocuğu ile ilgili bir öngörmezlik ve çaresizlik içersinde kalır.

 

v     Annenin bebeğinin  ağlama sesinden onun ne için ağladığını anlaması ve onu avutması olgusu bilimsel olarak hala çözülememiş bir psikozdur. Anne çocuğunun büyümesiyle birlikte çocuğunu anlayamamaya onun sıkıntılarına çare olmamaya başladığında tam bir çöküntü içine girebilir. Ebeveyn bu dönemde kendi güçsüzlükleriyle yüzleşir.

 

v     Çocukta bu dönemde anne ve baba ile rekabet maksimum seviyededir. Çocuk anne babasından farklı olmak, onları geçmek çabası içersindedir. Eğer ebeveynin çok başarılı olduğu alanlar varsa çocuk bu alanlarda onları geçemeyeceğini düşünürse o alanda çaba göstermekten vazgeçer ve başka alanlara yönelir. Bu problemin üstesinden gelebilmek için rekabeti ortadan kaldırmak gerekir. Çocuğa kendi üstünlüklerini ima eden örnekler vermek, ben diye başlayan cümleler kurmaktan kaçınmak gerekir. Hatta bazı konularda “aptal” ebeveyni oynamak en doğrusu olur. Çocuk bizimle rekabet etmeye çalışmaktan ne kadar uzaklaşırsa o kadar sağlıklı olur.

 

v     Çocuk bu dönemde sınırları aşmak, kuralları bozmak ister. Bunun için bazı kurallarda hava delikleri açmak gerekir. Örneğin sürekli eve geç gelmek isteyen bir ergene belli günler için bu izni vermek kuralımızda bir küçük hava deliği açmaktır. Kurallar arada gevşetilerek kontrölün çocukta olduğunu düşündürmekte bazen yarar vardır.

 

v     Çocuklara 2 tür müdahale edilir:

  1. Yap veya Yapma Emirleri
  2. Bizden bir şey istediklerinde

                 Yap veya yapma emirleri:

Yap veya yapma  emirlerinde en çok dikkat edilmesi gereken krediyi iyi kullanmaktır. Çocuk bizim ona müdahalelerimizde yap veya yapma emirlerimizde bize bir kredi açar ve o kredimiz dolduktan sonra bizi artık dinlemez. Müdahalenin niteliği değil niceliğidir onlar için önemli olan. Örneğin 10. müdahaleden sonra bizi dinlemez olurlar.Bu nedenle bu krediyi önemli şeyler için kullanmak gerekir. Uyku, yemek, yıkanmak gibi  fizyolojik şeylere fazla karışmamak, bu konuda fazla müdaheleci olmamak krediyi tüketmemek adına akılcıl olacaktır.

   

   Biz den bir şey istediklerindeki müdahale

Elimizin en güçlü olduğu yer bu tür müdahaledir. Otorite burada kurulabilir. Bizden bir şey istendiğinde bunu akılcıl şekilde kullanmak ve koşulları koymak en doğru müdahaledir. Müdahale sayısının az olması müdahalenin etkinlik gücünü arttırır.

 

v     Ödül veya ceza uygulamak iyi bir disiplin yolu olabilir ancak ödül ve ceza pazarlık ile asla karıştırılmamalıdır. Ödül ve ceza somut şeylerle değil daha çok duygusal ifadelerle yapılmalıdır.

 

v     17-18 yaş yumuşama ve kabullenmenin olduğu dönemdir. Ben kimim sorusunun cevabı bulunmuş sıra ben ne olacağım sorusuna gelmiştir. Aile ise bu dönemde çocuğun bağımsızlığının artmasıyla çocuğunun kendisinden uzaklaştığını gözlemekte ve ben bu çocuğu niye dünyaya getirdim sorgulamasına geçmektedir. Ebeveyni yaşamında bir boşluk beklemektedir. Bunun en güzel atlatılma şekli ebeveynin kendisine başka uğraşlar edinmesi ve sürekli ilgiyi çocuğundan uzaklaştırarak kendisine yönelmesidir.

 

v     Demokratik bir ailede çocuk yetiştirilmeye çalışılırken ebeveynin yönetici çocuğun ise yönetilen olduğu asla unutulmamalı ve unutturulmamalıdır.  Çocuğa fikirleri sorulmalı katılımı sağlanmalı ancak son sözü her zaman ebeveyn söylemelidir.

 

v     Çocukların karşılaştığı problemlerde doğrudan çözüm üretilmemeli, uygun sorular sorularak çocuğun kendi duygularını anlaması ve çözümünü yine kendisinin bulması sağlanmalıdır.

 

v     Çocuk ebeveyne özel bir bilgiyle geldi mi bu bir test niteliğindedir. Çocuk bu bilgiye karşı sert bir tepki alırsa bu tarz şeyleri ebeveyn ile paylaşmamısı gerektiğini düşünür ve bir daha anlatmaz. Bu tür bilgiler karşısında ani karşılık vermemek biraz durmak, fikir söylemeden sorular sormak ve çocuğun olaylara farklı açılardan bakması sağlanmalıdır. 

 

v     Ergenlik döneminde sıkça görülen öfke ile karşılık vermeye karşı içerik ne olursa olsun fiziksel bir saldırı olmadığı sürece ebeveynin yapabileceği  en akılcı şey 30 saniye kadar müdahale etmemektir. Bu tür parlamalar orantısız tepkilerdir, hiç bir neden yokken yada basit bir nedenden dolayı abartılı bir şekilde olabilir. Bu tür parlamalar genelde 10-15 saniye sürer. Siz bu sürede tepkisiz kalmayı başarırsanız çocukta öfke yerini pişmanlığa bırakır. Sizin bu öfkeye, öfkeyle karşılık vermeniz halinde ise çocuk öfkesinde haklı olduğunu düşünür ve olay karşılıklı gerilime ve güç savaşına dönüşür. Ebeveyn tepkisiz kaldığı halde çocuğun öfkesi devam ediyor yada artıyorsa o zaman bu öfke geçici ergenlik davranışı olarak değerlendirilmemeli ve çocuğa müdahale edilmeli, kaynağı araştırılmalıdır.

 

v     Çocuklarda bardağın dolu tarafını görmek gerekir. İyi yaptığı şeyleri, iyi huylarını belirtmek çocuğun özgüven kazanmasına yardımcı olur. Özellikle kendine güven problemi olan çocukları bireysel etkinliklere yönlendirmekte yarar vardır. Bireysel aktiviteler çocuğun öz güvenini geliştirir. Takım sporları gibi toplu aktiviteler çocuğun kendisini diğerleri ile karşılaştırmasına neden olur bu da diğerlerine göre başarısız olması halinde güvensizliğini arttırır.

 

v     Aşağıdaki yazının tüm ebeveynlerce okunması ve sık sık hatırlanmasında yarar vardır

 

PULSUZ DİLEKÇE (Çocuk Ruh Sağlığı-Prof. Dr.Atalay YÖRÜKOĞLU):

Sevgili anneciğim, babacığım;

Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim:

Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.

Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim.  Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?

Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutamayınca sizlere güvenim azalıyor.

Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.

Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.

Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.

Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.

Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.

Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın; bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.

Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.

Biliyorum, ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.

Benden "Örnek çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.

Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.

Sevgiler,

Çocuğunuz.

 


Kategori: Yazilarim
Kim ne demiş? (1) Ya sizin yorumunuz?

2.1.2008

Ben örgü ördüm...

Örgü konusunda yeteneksiz ve maymun iştahlıyımdır. Bir örgüye heveslenir başlar, biraz örünce beğenmez sökerim. Yarım bırakılmış örgü kolleksiyonum var neredeyse...

 

Kurban bayramında İzmir'deydim.Annemin elinde gördüm o kıvır kıvır kaşkolları. Daha önce de bir iki yerde görmüş ama nasıl örüldüğünü bilmediğimden niyetlenememiştim örmeye. Annemden örmesini öğrenince bu atkıyı yeğenime ördüm.Tam benim gibi örgü özürlülere göreymiş, örmesi çok kolay...

Daha sonra başka bir yüncüde bu şeker pembesi yünü görünce dayanamadım, bir atkı daha ördüm güzel yeğenime...

 

İlk örgümü 10 ilmek başlamıştım, bu sefer daha ince ve uzun öreyim diye 5 ilmek başladım.Çok kolay ve çok zevkli bir örgü oldu. İkisi de birer günde bitti.

Ankara'ya dönünce de hızımı alamayıp bir tane de kendime ördüm. Onu da fotoğrafını çekince paylaşırım.

İlgilenenler için bu iplerin "fırfır ip" olarak adlandırıldığını söyleyebilirim. Kurdela gibi bir ip. Şişle örülüyor, kenarına batırılarak ilmek alınıyor , mümkün olduğunca ince ilmek alırsanız daha güzel oluyor. 3 farklı markadan da ördüm. Bence en güzeli bravo marka ip, daha ince olduğundan örülünce daha hoş duruyor.

Bakın bir iki atkıyla örgü uzmanı oluverdim :)))

 


Kim ne demiş? (3) Ya sizin yorumunuz?

1.1.2008

Ne zaman büyüdün sen oğlum?

 

Daha dün gibi seni kucağıma verişleri. Yüzünü görmeye çalışmam acılarımın arasında. Küçücük bir aynanın içinden merhaba demiştin bana.

Ne iyi fikirdi o arkadaşımın söylediği. ”Mutlaka bir ayna götür” demişti.

Sezeryan sonrası acılar içinde uyanmaya çalışırken , senin sesinle kendime gelmiştim. Kıpırdamak istedim, kıpırdayamadım.

-Bebeğim nasıl?

İlk sorum bu olmuştu…

“Bak” dedi eşim, ”dünyalar güzeli bir bebek bu”

Canım öyle yanıyordu ki yerimde öylece yatmaktan başka yolum yoktu. Bebeğimse babasının kucağında yatıyordu. Babamız yavaşça getirdi yanıma onu, göğsüme yatırdı, ne güzel kokuyordu…Minicik burnunu fark ettim ilk ama  yüzünü tam olarak göremiyordum. Aklıma ayna geldi. Hemen verdiler ve işte o küçük aynada gördüm bebeğimin yüzünü ilk.

-Erkek mi?

Ultrosona çok az sokmuştu beni doktorum. Hiç birinde de kesin yanıt vermemişti, cinsiyeti için. Erkek olma olasılığı yüksekti ama kesin değildi…

Hamile kalmadan önce, ta gençliğimden beri, hep bir kız çocuğum olsun diye hayal etmiştim ama, hamileliğim sonrası hiç fark etmeyeceğini hissettim. Bir çocuğum olacak olması benim için yeterli olmuştu.

Kız olma ihtimali de olduğundan hep ara renkler seçmiştim bebeğim için.Yeşiller, sarılar,turuncular…

Sarı bir bebe tulumunun içinde başında şapkası , elinde eldivenleri öylece mırıl mırıl yatıyordu kucağımda… Benimse içim tarif edilmez duygularla doluydu.  Gözümden bir damla yaş süzüldü, hissettiğim acılara ağrılara rağmen yaşamımda hiç olmadığım kadar mutluydum…

Ne zaman büyüdün sen oğlum?

Daha dün gibi seni annemin yıkaması. O kadar miniktin o kadar narindin ki…İlk banyonu yaptırmaya cesaret edememiştim. Elektrikli kaloriferin iyice ısıttığı yatak odamızda minik küvetinin yanında  buram buram terlemiştim…Sıcaklıktan çok heyecandandı bu biliyorum. Annem yatağa yatırıp soyuverdi seni. Küvetinin üzerinde bir elinde sen, bir elinde tasla başından aşağı su döker dökmez, bağırdığımı hatırlıyorum. Boğulacaksın sanmıştım, nefes almak için balık gibi  açılıp kapanan ağzını görünce… Çırpınan minicik kolların bacakların hala gözümün önünde… İlk altını değiştirmeye kalktığımda da kocaman  bezinin arasından  çıkan minicik bacakların aklıma geliyor.. En küçük bebek bezi bile vücudunun yarısını kaplıyordu…

Ne zaman büyüdün sen oğlum…

Daha dün gibi koltuğun kenarına tutunup ayağa kalkma çabaların. Ellerini bırakır bir iki saniye durur, hop diye poponun üzerine otururdun. Hiç yorulmadan çabalardın. Hep bir adım daha ileri gitmeydi uğraşın. Ayakta durmayı başardın, hadi sıra adımda, bir adım, iki, üç….. Kolların yanlara açık bir gayret bir iki adım daha… küçücük bir civciv gibi , kanatları açık koşturan….

Ne zaman büyüdün sen oğlum …

Kücük kolların boynuma dolanmış, can hıraş ağlaman…. Kreşe gitmemek için yüzüme bakan güzel gözlerin akılmda hala. Baban seni almaya çalışır, sen ellerini kenetlerdin bluzumda. Bırakmazdın beni, imdat ister gibi bakardın gözlerime….

Sen kreşte ben arabada ağlardım.

Ne zaman büyüdün ha?

Sırtında kendin kadar çantan, bir küçük adama dönüştüğün okul kıyafetinle, ön iki dişi olmayan o sevimli yüzündeki şaşkın ifadeyle, heyecandan hiç durmadan konuşurken   seni ilk okuluna bırakışımız aklımda…

Şimdi 1.75 boyuna, iri yarı cüssene, babanla bilek güreşi yaparken kıpkırmızı olan yüzüne bakınca o günler geliyor aklıma… Bebekliğinden beri neredeyse  siması hiç değişmeyen  yüzünde terlemeye başlayan bıyıklar, sakallar var şimdi…

Ne zaman büyüdün sen oğlum? Artık geceleri üzerini örtmeyi başaramıyorum biliyor musun? O yorganın üzerine attığın kolların bacakların öyle büyüdü ki , öyle güçlendi ki yorganı senden kurtarmak artık neredeyse imkansız oldu…

Kucağımdaki minicik bebekten, yatağına sığmayan koca adama...

İyi ki büyüdün oğlum...

Alınan her yaşın, yüzde beliren her çizginin ödülü senin büyüdüğünü  görmek...

                                                                                               Aylin-2007

 

 


Kategori: Yazilarim
Kim ne demiş? (4) Ya sizin yorumunuz?

28.12.2007

Yeni Yılınız Kutlu Olsun

 

Tüm dostlarımın yeni yılını kutluyor, yeni yılın  dünyaya barış, mutluluk, sevgi ve huzur getirmesini diliyorum...


Kim ne demiş? (2) Ya sizin yorumunuz?

<- Neredeydik? :: Başka neler var? ->
...Ana Sayfaya Dönelim....


foto

Web Tasarım - Efes3000
Baglantılar
Ana Sayfa
Arşiv
RSS/Sayfa Beslemesi


Sevdigim Siteler
Fimo
Lebriz-Sanal Galeri



Son Yorumlar
tebrikler
fotolar
..
ıyı aksamlar
wwwseckinceorguler.blogcu...
Fotograflarım
Arkadaslarım
eylulbahcesi
figoltx
hulela
yaraticilik
havis
almulaca
hulelayemek
nurtenbegendi
muallime
cicanpe
yuksektopuklar
nurgulp
papatyatarlasi
evdekor
kavramsalsanat
kova927







Simgem/Banner
Aylin'in Dünyası




Image hosting hulela

nurtenbegendi

hulelayemek

yuksektopuklar

--> zayiflama LinkBankasi.Net